que está resentido, disgustado con la vida y muestra mal carácter

acılaşmış, huysuz
Savaştaki deneyimi onu amargado bıraktı.
que siente o expresa tristeza suave o nostalgia

melankolik
Eski anılar onu melankolik yaptı.
triste, sin ánimo ni motivación, generalmente durante un período largo

depresif, keyifsiz
Haber yüzünden depresyondaydılar.
que actúa o se siente sin esperanza ante una situación difícil

umutsuz
Takım, maçı kaybettiklerini görünce umutsuzdu.
que ha perdido el ánimo, la motivación o la esperanza

cesareti kırılmış, moral bozukluğu yaşayan
Cesaretini kaybetme, her şey düzelebilir.
que no está satisfecho o contento con una situación, persona o cosa

hoşnutsuz, memnuniyetsiz
Bu kadar hoşnutsuz bir kişiyi memnun etmek zordur.
preocupado, ansioso o inquieto por alguna situación

endişeli
Hangi kararı vereceğini bilmeden endişeliydi.
emocionalmente o mentalmente inquieto, alterado o desconcertado

rahatsız, huzursuz
İşe konsantre olamadan rahatsız edilmişti.
que siente o muestra tristeza o pena

üzgün
Üzücü haber tüm topluluğu etkiledi.
muy triste, desanimado y sin energía a causa de una decepción o un problema

mutsuz, üzgün
Gülümsemenin ardında abatido halini gizlemeye çalışıyordu.
triste, desanimado o falto de esperanza

mutsuz, umutsuz
Sorunu nasıl çözeceğini bilmeden cesareti kırılmış hissediyordu.
sin sentimientos o sentido, emocionalmente hueco

boş, anlamsız
Terk edilme, onu içinde boş bir duyguyla bıraktı.
estar cansado o fastidiado de algo o alguien por haberlo soportado durante mucho tiempo

bıkmış, usamış
Bıktım artık yalanlarından.
que es triste, oscuro o melancólico

kasvetli, karanlık
Kasvetli müzik sahneye eşlik ediyordu.
extremadamente triste o afligido, sin consuelo

yıkık, tesellisiz
İşini kaybettiğinde çaresiz kaldı.
que siente o expresa nostalgia por algo del pasado

nostaljik
Aile anıları onu nostaljik yaptı.
tan triste o afligido que no se puede consolar

teselli edilemez
Teselli sözleri bulamadan teselli edilemez bir şekilde kaldı.
que siente envidia o desconfianza por alguien o algo

kıskanç, haset
Kıskanç olmayı sevmez, ama kıskançlığı engelleyemez.
extremadamente infeliz o en condiciones lamentables

sefil, perişan
Fırtınanın ardından yıkımı görünce perişan hissettim.
callado, sombrío o de humor melancólico

suskun, kasvetli
Ofisteki ortam somurtkan ve ağırdı.
lleno de tristeza o preocupación profunda

kederli, üzgün
Acısını ifade edemeyerek kederli kaldı.
que causa dolor, incomodidad o aflicción

acı verici, üzücü
Aile durumu acı verici ve karmaşıktı.
lleno de tristeza, dolor o aflicción

kederli
Haberleri alırken kederli ve kelimelerle ifade edilemez bir halde göründü.
falto de energía, brillo o intensidad; tranquilo o moderado

sönük, hafifletilmiş
Haberden sonra apagado ve içine kapanık göründü.
que sufre angustia dolor o preocupación constante

azap çeken, takıntılı
İşkence gören rüyalar onu her gece uyandırırdı.
que causa gran tristeza o conmoción

trajik, acıklı
Trajik olay aileyi perişan etti.
| Duygular | |||
|---|---|---|---|
| Sorpresa | Cansancio y sed | Estados de infelicidad | Expresar o provocar infelicidad |
| Descriptores de infelicidad | Preocupación | ||
