pattern

IELTS General için kelime bilgisi (Skor 5) - Yoksulluk ve Başarısızlık

Burada, Genel Eğitim IELTS sınavı için gerekli olan Yoksulluk ve Başarısızlık ile ilgili bazı İngilizce kelimeler öğreneceksiniz.

Gözden Geçir

Flash kartlar

Yazım

Quiz

Öğrenmeye başla
Vocabulary for General Training IELTS (5)
poor
poor
[sıfat]

owning a very small amount of money or a very small number of things

yoksul, fakir

yoksul, fakir

Ex: The poor worker earned minimum wage and couldn't afford to save money. 

Fakir işçi asgari ücret kazanıyordu ve para biriktirmeyi göze alamıyordu.

unsuccessful
unsuccessful
[sıfat]

not achieving the intended or desired outcome

başarısız

başarısız

Ex: The unsuccessful candidate for mayor graciously conceded defeat. 

Belediye başkanlığı için başarısız aday, centilmence yenilgiyi kabul etti.

failed
failed
[sıfat]

not successful in achieving the desired result

başarısız

başarısız

Ex: The failed relationship left him feeling heartbroken and alone. 

Başarısız ilişki onu kalbi kırık ve yalnız hissettirdi.

defeated
defeated
[sıfat]

having been beaten in a competition, battle, or struggle

yenilmiş

yenilmiş

Ex: The defeated athlete vowed to train harder for the next competition. 

Yenilmiş atlet, bir sonraki yarış için daha sıkı çalışacağına söz verdi.

deprived
deprived
[sıfat]

lacking the basic necessities of life

yoksun, mahrum

yoksun, mahrum

Ex: The deprived family struggled to put food on the table each day. 

Yoksun aile her gün masaya yemek koymak için mücadele etti.

needy
needy
[sıfat]

lacking enough money or resources to meet basic living requirements

muhtaç, yoksul

muhtaç, yoksul

Ex: Volunteers distributed warm meals to the city's most needy residents. 

Gönüllüler, şehrin en muhtaç sakinlerine sıcak yemek dağıttı.

broken
broken
[sıfat]

having no money

beş parasız, meteliksiz

beş parasız, meteliksiz

Ex: "I can't go out tonight, I'm broken until payday," he sighed. 

"Bu gece dışarı çıkamam, maaş gününe kadar **beş parasızım," diye iç çekti.

to fail
to fail
[fiil]

to be unsuccessful in accomplishing something

başarısızlığa uğramak

başarısızlığa uğramak

Ex: The team's strategy failed when they couldn't execute it properly. 

Takımın stratejisi, doğru şekilde uygulayamadıklarında başarısız oldu.

to lose
to lose
[fiil]

to not win in a race, fight, game, etc.

kaybetmek (maçı), yenilmek

kaybetmek (maçı), yenilmek

Ex: She lost the race by a fraction of a second. 

O, yarışı bir saniyenin kesri kadar kaybetti.

to break down

(of a relationship, negotiation, etc.) to fail to function properly

başarısız olmak, çökmek

başarısız olmak, çökmek

Ex: Their marriage began to break down after years of constant arguments and misunderstandings. 

Yıllar süren sürekli tartışmalar ve yanlış anlaşılmalardan sonra evlilikleri bozulmaya başladı.

to give up

to stop trying when faced with failures or difficulties

pes etmek, vazgeçmek

pes etmek, vazgeçmek

Ex: It’s easy to give up when things get tough, but perseverance is key. 

İşler zorlaştığında vazgeçmek kolaydır, ancak azim anahtardır.

to collapse

to experience a sudden and complete failure

başarısız olmak

başarısız olmak

Ex: The political party collapsed after a major scandal involving its leaders. 

Siyasi parti, liderlerini içeren büyük bir skandalın ardından çöktü.

unproductive
unproductive
[sıfat]

ineffective in producing positive or meaningful outcomes

verimsiz, etkisiz

verimsiz, etkisiz

Ex: Her procrastination made her workday unproductive, as she didn't complete any tasks. 

Erteleme alışkanlığı, iş gününü verimsiz hale getirdi, çünkü hiçbir görevi tamamlamadı.

LanGeek
LanGeek uygulamasını indir